header

pazarlardan haberler
EYLÜL 2008

Rekabet Kurulu Elektrik Dağıtımında Bakış Açısını Değiştirmedi
manset

Şahin Ardıyok

Sabahları çalar saat ile uyanmayı özlediğimden hafta sonu şöyle en son teknoloji dijital bir saat almaya karar verdim. Ama nedense hem pili olan hem de elektrik kablosu ile çalışan bir saat aradım. Bir an düşündüğümde ve mutfaktaki fırının her sabah kalktığımda yanıp sönen saatini hatırladığımda, böyle bir ihtiyacın Türkiye’ye özgü olduğu aklıma geldi.

Gerçekten yurtdışındaki yüksek lisansım sırasında elektriklerin kesildiği bir anı hiç hatırlamıyorum. Bu sorunu ülkemizin elektrik politikası ile bağlantısını kurmaya çalıştığımda arz güvenliğinden sonra en büyük sorunumuzun elektrik dağıtımında olduğunu görüyorum. Söz konusu sorunun aşılması için ta 2001 yılında kabul edilen Elektrik Kanunu’ndan bu yana öngörülen başlıca çözüm dağıtım varlıklarının özelleştirilmesi ile iktisadi etkinliğin sağlanması idi. Rekabet Kurumu bu özelleştirmeler için 2005 yılında vermiş olduğu görüşü, gerekçesi yeni yayınlanan Aydem kararında tekrar hatırlatmış gözüküyor.

Rekabet Kurulu’nun 8.5.2008 tarih ve 08-32/397-134 sayılı bu devralma işlemine ilişkin izin kararı bence iki bakımdan önemli. Birincisi 2005 yılındaki görüşün kamuoyu ile tekrar paylaşılması, ikincisi ise birleşme devralma işlemlerinin gerçekleştiği ana ilişkin oldukça yetkin bir içtihadın bu karar ile oluşturulması.

Birincisinden başlayacak olursak, Yüksek Planlama Kurulu’nun “Elektrik Enerjisi Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi”ne göre, Türkiye 21 adet dağıtım bölgesine bölünmüştü. Rekabet Kurulu, her bir dağıtım bölgesini ayrı bir ilgili coğrafi pazar olarak düşündüğünü bu kararında da yinelemiş durumda. Bu yapı içinde Kurul, dağıtım varlıklarının özelleştirilmesinde ortaya çıkabilecek dikey bütünleşmenin sadece üretim faaliyeti ile uğraşan teşebbüslerin önünü kapatıcı etkisinin olmaması gerektiğini bu kararında da vurguluyor. Kararın satır aralarında yer alan, serbest olmayan tüketicilerin toplam kitlenin büyük bir bölümünü oluşturması ve serbest tüketicilerin ise piyasanın tam oluşturulamaması nedeniyle beklendiği gibi diğer üreticiler ile ikili anlaşmalar yapmak yerine dağıtıcılardan elektrik almayı tercih etmeleri bence önemli tespitler. Ayrıca hafızaların tazelenmesi için Kararın 5–6. sayfalarında verilen kronoloji, bu alanda Türkiye’nin yerinde sayarak zaman kaybetmekte olduğunun bir tespiti aslında.

Diğer taraftan, elektrik piyasasında rekabetin sağlanması için piyasa faaliyetlerinin ayrıştırılmasına yapılan vurgu ise, önümüzdeki dönemde gündeme alınacak üretim varlıklarının özelleştirilmesi sırasında olası bir gerginliğe işaret ediyor. Politikacıların bu özelleştirme sırasında arz güvenliğine (kalplerinden geçen şekli ile özelleştirme gelirine) verecekleri önem, Rekabet Kurulu’nun benimseyeceği dikey bütünleşme ve ayrıştırma dengesi ile çatışma potansiyeli taşıyor. Burada EPDK’nın alacağı rol belirleyici olacak gibi. Ancak elektrikte kaybedilen vakit, verilecek yanlış kararların eskisinden çok daha hızlı sonuç doğuracağını gösteriyor.

Rekabet Kurulu’nun geri adım atmayacağı nokta ise, 2005 yılındaki görüşünden alıntı yaparak yinelediği; “Geçiş döneminin sonuna kadar dağıtım faaliyetlerinin ve diğer elektrik piyasası faaliyetlerinin hukuki olarak ayrıştırılmasının Rekabet Kurulu’nun nihai izin koşulu olduğu”. Nitekim AYDEM bu koşula uygun olarak Kurum’a bir taahhütnamede sunmuş durumda. 2005 yılından bugüne kadar değiştirmediği bu politikası ile Rekabet Kurulu, Kanun’un 1. maddesinde belirtilen amaca daha kısa yoldan “dağıtım işi ile uğraşan üretimde yer alamaz” diyerek ulaşmak yerine, endüstride artan arz güvenliği tehlikesini hesaba katmış gözüküyor. Bir başka ifade ile ilgili teşebbüsün üretim ve dağıtım faaliyetlerini ayrı tüzel kişilikler altında toplaması halinde, doğal tekel niteliğindeki dağıtıcı şirketin üretici şirketler ile yaptığı işlemleri çok daha net görerek olası rekabet ihlallerini daha etkin karara bağlamayı umut ediyor. Bu şekliyle Rekabet Kurulu bence oldukça riskli bir görev tercih etmiş durumda. Çünkü dağıtımda, coğrafi pazarı bu kararda olduğu gibi dağıtıcının faaliyet bölgesi olan Aydın-Denizli-Muğla olarak belirlerken, üretimde ise dikey bütünleşmeyi dikkate alarak Türkiye’deki üretim içindeki kapasiteye bakıyor. Fakat ABD’de yaşanan California krizi, üreticilerin pazar gücünü daha çok bölgesel bazda kullandığını ortaya koymuş durumda. Bu haliyle, Rekabet Kurulu taşıma maliyetlerini, işlem maliyetlerini ve bilgi asimetrisini yani, rekabet hukukunda genel kabul gören Post-Chicago Okulu’nun bulgularını çok yakından takip etmek zorunda. Rekabet Kurulu’nun bu kararı üzerine dağıtım ve üretim tesislerinin özelleştirilmesinde her bölge için dikey bütünleşmiş yapıların ortaya çıkması kaçınılmaz olacak ve Rekabet Kurulu serbest tüketicilerin ve sayısı her geçen gün artan bağımsız üreticilerin ayrımcılık şikâyetleri ile uğraşacak.

Rekabet Kurulu, kanaatimce Kararın 15. sayfasında yer alan kesin yargılar yerine bölgelerin ve üretim tesislerinin yapısı ile Post-Chicago Okulu’nun ortaya koyduğu teorileri her bir dağıtım ve üretim tesisi için ayrı ayrı değerlendireceğine işaret edebilirdi.

Kararın bir diğer önemli noktasını, bildirimde bulunan tarafın izin işlemi kapsamına girmemek için ileri sürdüğü birleşme işleminin tamamlanma anına ilişkin iddialarının değerlendirilmesi oluşturmakta. AYDEM, devir işleminin 1991 yılında yani, Rekabet Kanunu yasalaşmadan önce alınan bir Bakanlar Kurulu kararına dayandığını ve bu yüzden Rekabet Kurulu’nun “zaman itibariyle yetkisiz” olduğunu dilekçesinde ileri sürmüş gözüküyor. Kurul bu savı, rekabet hukukunun iktisat bilimi ile olan yakın ilişkisine vurgu yaparak, devrin fiilen gerçekleşme yani piyasada etki doğurma anına bakılacağını belirterek reddediyor. Bunu yaparken de, 30 yıllık işletme hakkı süresinin fiili devir tarihinden sonra başlayacağına, işlemin esaslı unsurlarından olan bedelin ödenmesinin fiili devir tarihi ile olan bağlantısına ve fiili devir tarihinin tesislerin işletilmesi ile ilgili tüm yetki ve sorumluluğun şirkete geçtiği an olarak tanımlanmasına dayanıyor.

Son olarak, Rekabet Kurulu’nun Türkiye’de gerek yargı ve gerekse idari kurumların genel perspektifinden farklı olarak gerekçeli kararlarının bu hukuk dalına yaptığı önemli katkıyı vurgulamak istiyorum. Gerçekten, bu hukuk dalının ülkemizde gelişmesi ve yaygınlaşmasında Kurul’un yayınladığı bu ve benzeri gerekçeli kararların büyük önemi var. Bu kararların etkisi bence sadece klasik endüstriler ile sınırlı değil. Bunun yanı sıra, kamuoyu EPDK, TAPDK, TK hatta BDDK’nın kamuoyu ile paylaştığı bilgilerden çok daha fazlasını bu kurumların ilgili olduğu endüstrilerle ilgili Rekabet Kurulu kararlarında bulabiliyor. Bu bağlamda benim önerim, yargı organları ve diğer idari kurumların gelişmiş ülkelerdeki örneklerde olduğu gibi eleştirilerden çekinmeyerek şeffaflığa yönelik bu önemli adımı atmaları. Politika belirleyiciler de, sandıkta aldıkları oylar ile desteklenmiş politikalarının iktisadi hayata aktarılmasında önemli roller üstlenen bu kurumların siyasi meşruiyetini temin etmek üzere bu yönde adım atabilirler. Bu adımların en önemlisi, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 52. maddesine benzer hükümlerin diğer kurumların yasalarında yer almasının sağlanması olur.

 

ACTECON hakkında bilgi almak için buraya tıklayınız.

Abonelikten çıkmak için lütfen editor@actecon.com adresine İPTAL,
abone olmak içinse KAYIT konulu bir mail atınız.

Pazarlardan Haberler’in eski sayılarını buradan indirebilirsiniz.