header

pazarlardan haberler
Haziran 2009, Sayı 14

İçindekiler

  • Rekabet Kurumu'nun ilaç sektörü araştırması: İlaç arıyorum derdime

  • Avusturya'da akaryakıt fiyatlarına uyumlu eylem incelemesi

İlaç arıyorum derdime

manset

Ali Ilıcak, Editör

Rekabet Kurulu 20 Ocak 2009’da ilaç endüstrisine yönelik bir “sektör araştırması” başlatma kararı aldı. Sektörü temsil eden dernek ve işveren sendikalarına yanıtlamaları için Nisan ayında gönderilen sorular, patent, veri koruması, ruhsatlandırma, fiyatlandırma, geri ödeme ve devlet ihalelerindeki uygulamalar üzerine yoğunlaşıyor ve taraflardan bilgi ve görüş alınıyor. Pazarlardan Haberler okuyucuları için sürpriz olmayan bu araştırmanın, Kasım ayı sonunda ara raporu açıklanan Avrupa Birliği Komisyonu’nun aynı nitelikteki araştırmasının peşi sıra geldiği açık. Ama aynı derecede tartışma yaratıp yaratmayacağı şüpheli.

Avrupa Birliği’nde Ocak 2008’de başlatılan ve bu yaz bitirilmesi planlanan ilaç sektörü araştırmasında üzerinde durulan konuların, devletin uygulamalarından çok, şirketlerin davranışlarına yönelik olduğunu görmekteyiz. AB’deki araştırma iki şüpheden hareketle başlatıldı: orijinalcilerin ilaçlarının üzerindeki korumayı hukuki süreçlerle ama hukuka aykırı şekilde genişletip genişletmedikleri ve orijinalci ilaç üreticileri ile jenerik ilaç üreticileri arasında rekabet etmemeye yönelik anlaşmaların bulunup bulunmadığı. Bu yüzden, konunun kamuya açıklandığı gün aynı anda birçok ülkede ilaç şirketlerinin ofislerinde baskın aramalar yapılıyordu.

Konuyu biraz daha açalım; orijinal ve jenerik ilaç sözcükleri ne zaman gündeme gelse, birbiriyle çıkar çatışması içinde olan iki grup akla gelir. Orijinalciler, yaptıkları araştırma geliştirme yatırımları sayesinde geliştirdikleri, daha önce bilinmeyen tedavi edici etkilere sahip ilaçlarını belirli bir süre münhasıran üretme hakkına sahipler. Fiili koruma süresi, patentin alınması ile ilacın pazara sunulması arasındaki klinik çalışmalar ve ruhsatlandırma gibi aşamalarla geçen sürenin uzunluğu nedeniyle, 20 yıllık patent süresinden kısa oluyor. Ülkemizde 2005 yılında yürürlüğe giren ve belki de bu çatışmanın ilk defa kamuoyunun önüne gelmesine neden olan “veri koruması” uygulaması, orijinalcilerin ilaçlarına ilişkin verilerin jenerikçilerle bir süre paylaşılmamasını sağlıyor. Korumayı, patent süresi bittikten sonra 6 yıl daha uzatan bu uygulama, ilacın ne şekilde üretileceğine ilişkin verileri elde edemedikleri için jenerikçilerin de pazara girip rekabet yaratmasını engelliyor. AB Komisyonu, geri döndürmek zorunda oldukları ar-ge maliyetlerinin bulunmadığı, ilacı doktorlara tanıtmak için yapmaları gereken pazarlama harcamasının görece az olması vb. nedenlerle çok daha az maliyetle faaliyet gösteren jenerikçilerin, pazara girdikleri ilk yıl ortalama %20 oranında indirim getirdiklerini tespit etti. Başka bir bulgu ise orijinalci firmaların açtıkları davalarla ve geliştirdikleri patentleme stratejileriyle jenerikçilerin pazara girmesini gitgide geciktirdikleri.

Görüldüğü gibi iki grup arasındaki çatışma alabildiğine cepheden: jenerikçinin varlığı ötekinin kârını belirgin ölçüde düşürüyor, orijinalcinin korumayı uzatması berikinin varlığını ortadan kaldırıyor.  Avrupa Birliği Komisyonu, bu kadarla kalsa nefret hikayesi olarak okuyacağımız ilişkiye, bütün algıyı alt üst edecek başka bir unsuru ekliyor: aşk! Ya çıkarları çelişmeden huzur içinde yaşayabilmenin ilacını da bulmuşlarsa?  Aslında ithamı ilk yönelten Avrupa değil: ABD makamları 2005 yılından beri orijinalcilerin, koruması bitmekte olan çok satan ilaçları ile rekabet etmemeleri karşılığında jenerik üreticilerine koruması devam eden başka bir ilaçta lisans vererek işbirliği yoluna gittiklerini iddia ediyor (davalar temyiz aşamasında). Benzer bir biçimde AB Komisyonu, orijinalcilerin patent hakkına tecavüzü men için açtıkları davaları anlaşma yoluna giderek sonlandırmasının ve jenerikçilere toplam 20 anlaşma için 200 milyon Avro ödemesinin rekabeti engelleme amacıyla yapılıp yapılmadığını soruşturuyor.

Ülkemize geri döndüğümüzde, Rekabet Kurumu’nun araştırmasının yukarıdaki örneklerde olduğu gibi sektörde sık rastlanan bir davranış biçiminden mi yola çıktığı, yoksa fiyat düzeyine ya da jenerik girişinin azlığına ilişkin bir rahatsızlığın nedenini bulmaya yönelik mi olduğunu bilemiyoruz. Kurum’un sektörel derneklere gönderdiği yazılarda,  ilaç sektöründeki yapısal sorunların ele alınması ve elde edilen bilgiler ışığında sektördeki rekabet koşullarının ne şekilde geliştirilebileceğine yönelik politika önerileri oluşturulmasının planlandığı belirtiliyor.

Sorulan sorulardan,  yapılacak tespitlerin, olgular üzerinden değil tarafların görüşleri üzerinden şekillenmesi tehlikesi bulunduğu seziliyor. Bir başka soru işareti uyandıran durum ise, soruların pazardaki regülasyonları anlamaya yönelik olması. Rekabet Kurulu’nun yetki dairesi dışında kaldığı için, örneğin ruhsatlandırma sisteminin değişmesi gerektiğine dair söyleyeceklerinin Sağlık Bakanlığı tarafından ne kadar dikkate alınacağı merak konusu.

Bu haliyle, Kurum’un yaptığı, ilaç sektöründe çok kullanılan bir tabirle, bir “me too” araştırması. Zira, gönderilen soru setlerinde, fiyatlara ve pazar paylarına ilişkin veriler talep edilmekle birlikte, bunların zaman içinde seyrine ilişkin soru bulunmamakta. AB Komisyonu’nun en çarpıcı tespiti olan, koruma süresi bitse dahi  jenerik girişinin gecikiyor olduğu yolunda bir çıkarımı da  bu sorularla yapmak mümkün görünmüyor. Ancak, bu sorularla Kurum, sektörü ilk defa toplu olarak tanıma yoluna gitti. Zira geçmişte soruşturma ve menfi tespit konularıyla bölük pörçük ele alınan sektörün aslında büyük resme bakarak daha sağlıklı gözden geçirilebileceği gerçeğine ulaşıldı. Bu aşamada Rekabet Kurulu'nun "tanımaya" yönelik soruları ileride daha sağlıklı kararlar almasını sağlayabilecek nitelikte olduğunu da söylemek gerekir. AB'nin daha sert bir tutumla yerinde inceleme ve baskın yöntemini de eklemesinin arkasında da bulunduğu coğrafyanın "molekül keşfetme" kapasitesinden kaynaklandığı düşünülebilir.

Gerek yukarıda söz ettiğimiz yaklaşım gerekse de Kanunun ihlal edildiğine dair somut veri bulunmamasından olsa gerek, AB’dekinin tersine yani daha barışçıl bir yaklaşımla firmaların temsil edildiği derneklere soru listesi gönderildi. Elbette derneklerin, Rekabet Kurumu'nun bu sorularla ulaşmayı amaçladığı fotoğrafı, sorulara bağlı kalmadan izah etme özgürlükleri bulunmakta. Bu da tarafların halihazırda çeşitli platformlarda akıllıca yönettikleri teknik lobi çalışmalarında bir cephenin de Rekabet Kurumu’nda açılması sonucunu doğuracaktır. Burada da Rekabet Kurumu’nun niceliksel veri işleme ve değerlendirme kapasitesi unutulmamalıdır. Dolayısıyla bu aşamada derneklerin görüşlerini desteklemek ve/veya maruzatlarını arz etme sürecinde rekabet iktisadının sihirli değneğini kullanmaları gerekebileceğini hesaba katmaları gerekmekte. Zira bu sektör araştırmasına verilen cevaplar ilaç endüstrisinin kendi beyanatları olarak da kayda geçecek ve ileride Rekabet Kurumu nezdinde ortaya çıkabilecek her türlü ihtilafa veya masum talebe yönelik ifadelerde turnusol kağıdı görevi görecektir. İşte bu yüzden, gerek orijinalcilerin gerekse de jenerikçilerin el emeği göz nuruyla oya gibi özenle işlediği teknik lobi platformunun rekabet ilmeğinden sökülmeye başlaması tahammül edilebilecek bir durum olmasa gerekir.

Bu araştırma, Rekabet Kurumu’nun ilk sektör araştırması değil.  Akaryakıt fiyatlarının (vergi hariç)  dünya fiyatlarına göre yüksek olduğu gerekçesiyle başlatılan bir sektör araştırmasıyla akaryakıt endüstrisinin yapısal bir analizi yapılmış ve yüksek fiyatların, firmalar arası rekabeti sınırlayıcı anlaşmalardan kaynaklanmadığı sonucuna varılmıştı. Sorunun Kurul’un görev alanına girmediğini açıklayıp, tespit edilen “yapısal sorunları” sıralayan Haziran 2008 tarihli raporun yayımlanmasının üzerinden bir yıl geçmeden, sektördeki düzenleyici otorite olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, dağıtıcı lisansına sahip firmaların fiyatlarını “erişebilir dünya serbest piyasa oluşumu” dikkate alınarak belirlemesi için 20 Haziran’a kadar süre verdi. Burada da Devlet kurumları arasındaki iletişimin devreye girebileceği hesaba katılarak teknik lobi denklemine bir çarpan daha ekleneceği düşünülebilir. Nitekim, Rekabet Kurumu’nun sektör derneklerinden gelecek cevaplara yönelik ne tür bir çapraz doğrulama yöntemi kullanacağı da henüz bilinmemekte. Burada Rekabet Kurumu’nun Sağlık Bakanlığı’ndan da aynı veya benzer bilgileri talep etme erkinin kullanılıp kullanılmadığı önem kazanıyor. Zira, yapılan araştırma Rekabet Kurulu’nun yetki ve bilgi dairesi içine girmeyen konulara saptıkça, firmaların davranışlarından kaynaklanan sorunları görmek zorlaşacak ve rekabetçi piyasa yapısının oluşturulması işi tıpkı RK/EPDK ilişkisinde olduğu gibi şekillenebilecek.

Sonuçta, aşk-nefret hikayesinin her zaman seyircisi olur ama Hollywood kalitesinde yapımları her alanda görmeyi istemek en azından “ilaç kullanan” olarak bizim de hakkımız.

Avusturya'da akaryakıt fiyatlarına uyumlu eylem incelemesi

Açelya Setkaya

Bahadır Balkı

11 Temmuz 2008 tarihinde, Federal Rekabet Otoritesi (FRO), Avusturya’daki petrol fiyatlarına ve  OMV, Shell, ExxonMobil, BP, Agip ve Conoco gibi çok uluslu petrol şirketleri arasında gerçekleştirildiği iddia edilen uyumlu eyleme ilişkin ilk ara raporunu yayınladı. İncelemede FRO tarafından değerlendirilen asıl soru, Rotterdam’daki spot piyasada düşen petrol fiyatlarının, Avusturya’da nihai tüketicilere yapılan satışlarda, spot piyasada fiyatlar yükseldiği zamanki kadar hızlı etki edip etmediğiydi.

Olayın Geçmişi

FRO 2004 yılında da Avusturya pazarındaki çok uluslu petrol şirketlerinin, Rotterdam spot piyasasındaki fiyat artışlarının fiyat düşüşlerinden daha hızlı fiyatlara yansıtılıp yansıtılmadığını açıklığa kavuşturmak için incelemeler yapmıştı. Petrol fiyatındaki gelişmelerin 2002 ve 2003 yıllarında haftalık bazda yinelendiğine dair bazı deliller bulunduysa da, FRO benzer fiyat geçişlerinin 2004 yılı içinde, özellikle FRO’nun petrol piyasasına ilgisinin alenileşmesinden sonra gözlenmediğine karar verdi. FRO bu sebeple daha fazla müdahaleye gerek görmedi, fakat aynı zamanda Avusturya petrol piyasasını izlemekte olduğunu da belirtti.

Avusturya petrol piyasasının genel özellikleri

FRO’nun danışma komitesi olan Avusturya Rekabet Komisyonu (Komisyon), 14 Temmuz 2008’de yayınlanan görüşünde, Avusturya petrol piyasasına pazar payları toplamı yaklaşık 85% olan çok uluslu petrol şirketlerinden oluşan bir oligopolün hükmettiğini ve pazarın geri kalan %15’lik kısmının da bağımsız petrol istasyonlarının elinde olduğunu belirtti. Komisyon ayrıca Avusturya’nın 2006 yılı itibariyle Euro bölgesi ülkeleri arasında petrol fiyatları sıralamasında en yüksek 4. ülke olduğunu da kaydetti. Ayrıca Komisyon’un raporunda, Avusturya’da petrol fiyatlarının Mart 2007 ile Mart 2008 tarihleri arasında %25 oranında tekrar yükseldiği, bu fiyat artışının uluslararası ham petrol piyasalarındaki fiyat gelişmeleriyle açıklanamadığı belirtildi.

FRO raporundaki bulgular

FRO, petrol fiyatlarının artışı ve bunun Avusturya ekonomisindeki etkileri üzerine Mart 2008’de petrol fiyatları üzerinde yeni bir inceleme başlatmış ve Avusturya’daki 1750 benzin istasyonunun (pazarın %60’ından fazlası) Ağustos 2004’ten Mart 2008’e kadarki fiyat listelerini değerlendirme altına almıştır.
FRO, 11 Temmuz 2008 tarihli raporunda, ortalama dizel fiyatlarının genelde Rotterdam spot piyasasındaki artış hareketlerini bir günlük gecikme ile takip ettiği, ancak spot piyasadaki düşüş hareketlerinin dizel fiyatlarına üç günlük gecikmelerden sonra yansıdığı sonucuna vardı. Raporda ayrıca, benzin fiyatlarındaki artışın müşteriler nezdinde iki günlük gecikmelerle ortaya çıkarken, fiyat düşüşlerinin akaryakıt şirketleri tarafından ancak dört gün sonra dikkate alındığı belirtildi.


Bir sonraki adımda, Rekabet Otoritesi Avusturya akaryakıt fiyatlarındaki değişikliliğin diğer AB üye devletlerine kıyasla daha az olup olmadığını analiz etmiş, gizli bir işbirliğine dair destekleyici ekonomik deliller aramıştır. FRO, yapılan karşılaştırmalarda fiyat değişikliğine ilişkin uygulanan ekonomik modellerin birbiriyle çelişen sonuçlar verdiğini, bu yüzden –en azından incelemelerin bu aşamasında– bulguların tek başlarına pazar aktörleri tarafından oluşturulan bir gizli işbirliğine işaret etmediği kararına varmıştır.

Sonuç - FRO ve AB Komisyonu için ileriki prosedür seçenekleri

FRO’nun soruşturma açıp açmayacağı, soruşturma kararı alınırsa çok uluslu petrol şirketlerinin hepsinin mi, yoksa birkaçının mı soruşturmaya konu olacağı zaman içinde görülecektir. Bununla beraber, raporda FRO’nun incelemelerinin Roma Anlaşması madde 81 (1) kapsamında bir uyumlu eylem olarak mı, yoksa Avusturya petrol piyasasında çok uluslu petrol şirketleri tarafından elde bulundurulan %85’lik pazar payı dikkate alındığında madde 82 kapsamında hakim durumun kötüye kullanılması olarak mı değerlendirileceği de henüz belli değil.


FRO’dan çok uluslu petrol şirketlerinin detaylı inceleme sonuçlarını istediği göz önünde bulundurulduğunda, AB Komisyonu’nun doğrudan müdahale ihtimali tamamen göz adı edilmemelidir.

 

ACTECON hakkında bilgi almak için buraya tıklayınız.

Abone olmak için editor@actecon.com adresine KAYIT konulu bir mail atınız.

Pazarlardan Haberler’in eski sayılarını buradan görebilirsiniz.